Logo der BundestagsfraktionPanorama I

19. September 2007

Antrag "Türkiye’deki Ilısu Barajı için Hermes-Teminatı olmasın"

Almanya Federal Meclisi

16. seçim dönemi                                                                             Baskı No: 16/2626

Öneri

Milletvekilleri Dr. Reinhard Loske, Ute Koczy, Thilo Hoppe, Marieluise Beck (Bremen), Matthias Berninger, Alexander Bonde, Hans-Josef Fell, Bärbel Höhn, Kerstin Müller (Köln), Winfried Nachtwei, Claudia Roth (Augsburg), Rainder Steenblock, Jürgen Trittin ve BÜNDNIS 90/YEŞİLLER Parti grubu

Türkiye'deki Ilısu Barajı için Hermes-Teminatı olmasın

Federal Meclis karar vermeli:

Alman Federal Meclisi Federal Hükümet'ten aşağıdaki taleplerde bulunur:

Büyük su santralleri için Hermes teminatı yalnızca Dünya Baraj Komisyonu (WCD)'nun önerileri ve standartları yerine getirilirse uygulanmalıdır.

Bu ön şartların Ilısu barajında yerine getirilmediğinden hareketle; özellikle:

  • bölgede yetersiz yerleşim değişimi planları
  • doğa dengesi ve biyolojik çeşitlilik üzerinde hesaplanamayacak sonuçlar
  • sınırdaş devletlerle beklenen su anlaşmazlıkları
  • enerji temininde elde bulunan seçeneklerin tüketilmemiş olması

ve de benzersiz kültür abidesi Hasankeyf'i tehdit eden tahribat, Ilısu barajı inşaatına katılan firmalara Hermes teminatı uygulanmamasını gerektiriyor.

Berlin, 19 Eylül 2006

Renate Künast, Firtz Kuhn ve parti grubu

Nedenleri

Ilısu barajı Fırat ve Dicle nehirleri etrafında düzinelerce baraj duvarını kapsayan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)'ın parçasıdır. Bu sayede Ankara'daki hükümet bölgeyi sulamak ve enerji teminini geliştirmek istiyor. Yalnızca 1200 megawatt'lık baraj Ilısunun maliyeti 1,2 milyar Avro'nun üstündedir, GAP genel projesi 32 milyar Amerikan doları olarak hesaplanmaktadır. Ilısu barajı yapımında diğer pek çok İsviçre ve bir Avusturya firmasının yanı sıra Alman ZÜBLIN AG firması da konsorsiyuma katılmak istemektedir. Firma bu nedenle  Federal Hükümet'e 100 milyon Avro'nun üzerinde Hermes teminatı başvurusunda bulunmuştur.

İlk olarak 1997 yılında bu barajın yapımına ilişkin başlatılan girişim, 2001 yılında bazı konsorsiyum ortaklarının ve sonunda ana finansörün, sosyal ve ekolojik nedenleri gerekçe göstererek projeden geri çekilmesiyle başarısızlığa uğramıştı. 2005 sonunda Ilısu barajının yapımı için yeni bir Çevresel Etki Değerlendirme raporu ve yeni bir yerleşim planı sunuldu. Haziran 2006'da bu  belgeleri tamamlayıcı bilgiler sunuldu. Konsorsiyum, bu belgelerin eleştirilen noktaları gidereceğini düşünüyordu.

Yetersiz yerleşim planları ve sosyal çatışma potansiyeli

Güneydoğu Anadolu projesinin şimdiye dek yarısından az bir kısmı gerçekleştirildiği halde sonuçları, bundan etkilenenler için dramatik: Yüzbinlerce insan köylerini ve şehirlerini terketmek zorunda kaldı ve bunlardan büyük bir kısmına hiç tazminat ödenmedi veya yetersiz ödendi. 

Ilısu Barajı için 2005 sonunda sunulan yeni yerleşim planında, yaşam alt yapılarını tamamen ya da kısmen kaybederek bundan etkilenecek 55 000 insan sözkonusu. Bunlardan büyük bir kısmı Batman ya da Diyarbakır şehirlerine taşınacak.Türkiye'nin güneydoğusundaki şehirler kırsal bölgelerden sürülmelerden ötürü – baraj yapımı veya şiddet içeren anlaşmazlıklardan ötürü – zaten aşırı büyümüş durumda. Son yıllarda Diyarbakır'ın nüfusu 250 000'den bir milyonun çok üzerine çıkmıştır. Taşınılan bölgelerde işsizlik oranı % 70 dir.

Yoğun olarak Kürtlerin yaşadığı bölgede varolan mahzurlu insan hakları durumundan ötürü, yeni yerleşim özellikli bir anlaşmazlık potansiyeli barındırmaktadır. Son yıllarda Kürtlere sürgün ve bastırma yoluyla uygulanan kültürel köksüzleştirme artmıştır. Bu bilgiler ışığında şimdiye kadar gerek yerli halkın ve gerekse kürt yerel makamların söz edilir derecede planlamaya dahil edilmesi problemlidir. Halk proje üzerine yeterli bir şekilde bilgilendirilmemiş, danışma ise olmamıştır. Konsorsiyum yalnızca nüfusun yaşam şekli üzerine bir kamuoyu yoklaması yapmıştır.

Komşu devletlerle su anlaşmazlığı tehdidi

Ilısu Barajı Dicle nehri üzerinde Irak sınırından 65 km. mesafede 313 km2 alanda su toplayacaktır. 10 milyar m3 su toplama kapasitesi göz önüne alındığında Dicle nehrinin Suriye ve Irak'a doğru akmasının aylarca kesintiye uğraması tehlikesi bulunmaktadır. Bu yüzden çok büyük çevre sorunları oluşabilir ve zaten birçok anlaşmazlıkların bulunduğu bölgede gerilimi artırabilir. Dicle Fırat'la birlikte uzun zamandan beri Orta Doğu'nun en önemli tahıl deposu olarak kabul edilen bir bölgeyi beslemektedir. Nehirler hem Suriye ve hem de Irak için tarım, içme suyu temini ve kısmi elektrik temini alanlarında muazzam öneme sahiptirler.

Güneydoğu Anadolu projesi GAP'ın barajlarından ötürü geçmişte zaten Türkiye'nin komşularına su salımının azaltılması ve suyun kirletilmesi sözkonusu olmuştu. Bu şekilde Türk hükümeti baraj projesini politik baskı aracı olarak kullanıyor. Türkiye 1991 yılındaki birinci körfaz savaşı sırasında Irak'a su salımını azaltmıştı. Türkiye'nin gelecekte de Fırat ve Dicle'nin su akış yoğunluğu üzerinde gittikçe artan kontrolünü Suriye ve Irak'a karşı politik taleplerini gerçekleştirmek için kullanmasından endişe duyulabilir. Dünya Bankası daha 1984'te, dış politik anlaşmazlıklar yaratma potansiyeli yüzünden Güneydoğu Anadolu projesine katılmayı reddetmişti.

Uluslararası görüşmelerde artan bir şekilde, sınır aşan sularla ilgili projelerde üstteki ve alttaki kullanıcılar arasında fikir alışverişini şart koşan, uyumlu su idaresi eğilimi kendini kabul ettiriyor. Bu eğilim özellikle Dünya Baraj Komisyonu'nun 2000 yılındaki önerilerinde, AB- su çerçeve talimatında, sınır aşan çevre dayanıklılık testi üzerine Espoo-Anlaşmasında ve uluslararası su akışının gemi yüzdürmeksizin kullanımı üzerine BM-Anlaşmasında ifade bulmuştur. Bundan başka bu eğilim, BM-Anlaşmasını imzalamamış olmasına rağmen Türkiye'nin de bağlı olduğu halkaların alışkanlık hakkı olarak geçerlidir.

Türk hükümeti AB'ye girme perspektifi ile AB hukukuna göre davranmalı ve dolayısıyla AB-su talimatı ve Espoo-Anlaşmasını da gerçekleştirmelidir. Ayrıca AB üye ülkelerden, komşu ülkeleri ile varolan bütün çatışmaları çözmelerini beklemektedir. Buna rağmen Türkiye bildiğimiz kadarıyla Suriye ve Irak ile Ilısu barajı ya da bütün GAP projesi üzerine ne siyasi düzeyde bir istişarede bulundu, ne Dicle nehrinin kullanımına dair bir devletler hukuku anlaşması imzaladı.

Eşsiz Hasankeyf kültür anıtının tahribatı tehlikesi

Ilısu Barajı, Kürt vilayeti Batman'a bağlı ve insan medeniyetininen eski yerleşimlerinden biri olarak kabul gören tarihi kültür anıtı Hasankeyf kentini tehdit altında bırakmaktadır. Kısmen kayayı yontarak oluşturulan kent, Asur, Hristiyan, İslam ve Kürt kültürünün Türkiye'deki kalesiydi. Arkeologlar, Ortaçağda yapılan bu İslami yapı dizisinin Anadolu'da bu yoğunlukta bir eşi daha olmadığını ifade ediyorlar.

Baraj yapımıyla birlikte Hasankeyf kenti su altında kalacaktır. Ilısu konsorsiyumu uluslararası protestoya tepki olarak tarihi yapıtların barajın üst tarafında kurulacak bir ''arkeoloji parkına'' taşınmasını ve burada yeniden dikilmelerini önerdi. Fakat bu bir taraftan yapıların hassas dokusu ve kullanılan bağlayıcı maddelerden ötürü nerdeyse mümkün olmamakta, diğer taraftan ise yapay bir park eşsiz bir doğa anıtının yerini tutamamaktadır. Ayrıca, bölgedeki daha çok Kürt nüfusu için Kürt kimliklerinin bir parçası ve tarihi de su altında kalarak yok edilmiş olacaktır.

''Hasankeyfi kurtarın'' girişiminin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurusu kabul edilmiştir. Böylece daha karar verilmeden de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin proje koşullarını çok önemsediği ortadadır.

Enerji teminatı için ekonomik seçenekler

Türkiye'nin bölgede daha iyi bir enerji tedarikini sağlamak gibi kalkınma çabaları, temelde olumlu görülmektedir. Ilısu Barajı projesi ise elektrik enerjisini çok yüksek maliyet karşılığında üretmektedir. Türk iletim sisteminin modernleştirilmesi ve tüketiciye yönelik etkinlik artırıcı önlemler buna alternatif teşkil edebilirler. Bu tedbirler alınmadığı sürece Ilısu Barajının ürettiği enerjinin büyük çoğunluğu da boşuna harcanacaktır. Türkiye'de elektrik hatlarındaki enerji kaybı %21 kadardır. OECD ortalamasına göre elektriğin %10'u hatalı hatlardan ötürü kaybolmaktadır. Enerji etkinliğini artırıcı önlemler alınarak büyük bir ek enerji potansiyelinden faydalanılabilir.

Enerji üretiminde de özellikle bu bölge için başta rüzgar enerjisi, solartermik santraller, biyoenerji tesisleri v.d. gibi fevkalade uygun ekolojik seçenekler bulunmaktadır. Bunlar bugün bile maliyeti uygun ve planlanan baraj projesinden daha önce faydalanabilecek seçeneklerdir. Üretime başladığı zaman Türkiye'nin enerji gereksiniminin ancak %3'ünü karşılayabilecek Ilısu Barajı'nın Türkiye'de daha iyi bir enerji tedarikine ne derecede katkı sağlayacağı şüpheli olduğu ve Türkiye'nin devlet borçlanmasının yüksekliği göz önünde bulundurulduğunda projenin ekonomik açıdan ne derecede karlı olacağının tekrar incelenmesi uygun görülmektedir.

Teminat için gerekli ulusal ve uluslararası standartların yerine getirilmemesi

Konsorsiyum, projeyi ancak uluslararası standartların yerine getirilmesi şartıyla gerçekleştireceğine dair söz vermiş bulunmaktadır. Almanya Federal Hükümeti ise OECD'nin ihracat kredisi ajansları için çıkardığı çevre talimatlarına (Common Approaches) göre  uluslararası standartlara uymak zorundadır. Uluslararası uzmanlar tarafından hazırlanan bir çok değerlendirme raporu projenin bu standartları halen yerine getirmediğini kanıtlamaktadırlar. Bunun dışında Federal Hükümet kendi çevre talimatları ile birlikte barajlar için teminat sağlarken Dünya Baraj Komisyonu (WCD) standartlarını dikkate alma taahüttünde bulunmaktadır. Proje bu standartları da kesinlikle yerine getirmemektedir.

Federal Hükümet'in inandırıcılığı ve ciddiyeti sorgulanmaktadır

Ekolojik ve sosyal açıdan şüpheli projelere teminat verilmesi, teminat alan ülkelerde olumsuz etki yaratmakta ve Almanya'da da toplum tarafından kabul görmemektedir. İşletmeler özellikle, bir ülkenin sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunacak hizmet, ürün ve yöntemleri sundukları taktirde rekabet güçlerini sağlamlaştıracak ve artıracaklardır. Ilısu baraj projesine olan katılımda ise bu sözkonusu değildir.  Ayrıca Federal Hükümet, gerek kamuoyunun geniş kesimlerinde, gerek uluslararası çerçevede hükümetler tarafından yeterince bilinen sorunlardan ötürü, projeye Hermes teminatı sağlayarak OECD içersindeki ihracat kredisi ajanslarına yönelik reform sürecini aksamaya uğratmış ve çevre ve sosyal standartlar konusunda yürütülen müzakerelerde ciddi bir ortak olduğuna dair mevcut itibarını sarsmış olacaktır.

Projenin planlandığı gibi gerçekleştirilmesi durumunda sözkonusu ciddi sorunlar ve uluslararası standartların açıkça görüldüğü gibi yerine getirilmemesi gerçeği ışığında Federal Hükümet, teminat verme talebini reddetmek zorundadır. Teminatın belli şartlara bağlı olarak verilmesi de proje sonuçlarının çok ağır olacağı göz önünde bulundurularak kesinlikle ihtimal dışı bırakılmalıdır.